CHP’li Engin Altay’dan ‘Gezi Davası’ kararına tepki: Gezi paranoyası Erdoğan’da tam gaz devam ediyor

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın başkanlığında, CHP’li milletvekillerinden oluşan heyet, Türkiye Barolar Birliği’ni ziyaret etti. Ziyaretin ardından Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ile birlikte açıklama yapan Altay, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Gezi Parkı Davası kararlarını Sağkan, “Beraat kararı verildikten sonra hiçbir delil eklenmediği halde cezalandırma kararı verilmiş olması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmaması, tutuklama için hiçbir gerekçe olmadığı halde haksız gerekçelerle ve keyfi bir tutumla tutuklama kararları verilmesi, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını son derece tartışılır hale getirmiştir” diye değerlendirdi.

Altay ise Ergenekon ve Balyoz kumpas davaları süreçlerini anımsatıp, “Ergenekon ve Balyoz kumpas davalarında Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı da müebbet ceza almıştır. Bu davalarda müebbet hapis cezası alanlar şimdi dışarıda özgür, o cezayı verenler ya kaçak ya cezaevinde” dedi.

Sağkan’ın ziyaret sonrası yaptığı açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:

“GEZİ PARKI DAVASI KARARI VİCDANLARI YARALAMIŞTIR”

“Anayasa’sının ikinci maddesinde ‘hukuk devleti’ olduğu yazan ülkemiz maalesef yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının yitirilmesi ile hukuk devleti olma çizgisinden hızla uzaklaşmıştır. Bu kapsamda yargı kararlarının uygulanması veya uygulanmaması tartışılamaz olmakla birlikte bu kararlar eleştirilemez değildir. Özellikle pazartesi günü verilen ve kamuoyunda Gezi Davası olarak bilinen davanın kararı vicdanları yaralamıştır.

“KARARLAR, YARGI BAĞIMSIZLIĞINI VE TARAFSIZLIĞINI SON DERECE TARTIŞILIR HALE GETİRDİ”

Başından sonuna 2017 yılında soruşturma süreci ile başlayan bu yargılamanın içerisinde yaşanan gerek usul gerekse esasa ilişkin hataları özetlemeye kalkışsak burada saatler sürer. Ancak kısaca ifade edecek olursam; beraat kararı verildikten sonra hiçbir delil eklenmediği halde cezalandırma kararı verilmiş olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmaması, tutuklama için hiçbir gerekçe olmadığı halde haksız gerekçelerle ve keyfi bir tutumla tutuklama kararları verilmesi, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını son derece tartışılır hale getirmiştir.

“TÜRKİYE’NİN ACİLEN ANAYASAL, DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ ÇİZGİSİNE GERİ GİRMESİ GEREK”

Buradan bir kez daha ifade etmek gerekirse Türkiye’nin acilen Anayasal, demokratik hukuk devleti çizgisine geri girmesi gerektiği yönündeki uyarımızı buradan tekrarlamak istiyorum. Bugün savunma makamının çatı örgütü olan Türkiye Barolar Birliği’nin, yargı ve savunmanın durumu ile ilgili konularda görüşlerini alan fikir alışverişinde bulunan CHP’nin değerli hazirununa teşekkür etmek istiyorum.”

Altay’ın ziyaret sonrası yaptığı açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:

“FİKİR ALIŞVERİŞİNDE BULUNDUK”

“Daha bu ay iki avukat kardeşimizin intiharı, avukatların sorunları ile ilgili Türkiye’de büyük bir sıkıntı olduğunun göstergesi. Yaklaşık 165 bin avukatımızın, ki çok önemli bir görev ifa eden avukatlarımızın, meslek ile yargı ile ilgili sorunları noktasında parti olarak çatı örgütlerinden Türkiye Barolar Birliği’nde karşılıklı fikir alışverişinde bulunarak ne yapabiliriz noktasında güzel bir değerlendirme yaptık.

“YAŞANAN HUKUK ADINA VAHİM TABLODUR”

Bir yandan avukatların içinde bulunduğu vahim tablo gündemimizdeyken, elbette şüphesiz ziyaretimizin ana gerekçesi pazartesi günü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaşanan hukuk adına vahim tablodur.

“SİYASİ BİR KARARDIR”

Kötü örneklerin en kötüsünü pazartesi günü İstanbul 13’üncü Ağır Ceza’da yaşadık. Bu karar, kesinlikle siyasi bir karardır. Bu karar göstermiştir ki yönetenlerin muhalefete tahammülleri kalmamıştır. Bu karar göstermiştir ki yönetenler için artık demokrasi bir tepki ve protesto rejimi değildir ama bizim için demokrasi, dünyadaki bütün örneklerde olduğu gibi bir tepki ve protesto rejimi olarak sürecek. Demokrasimiz er geç kazanacak. Herkesin içinin rahat olmasını isterim.

“MAHKEMEYE DE SİYASET GİRERSE ADALET KALMAZ”

Bir yerde adliyenin olması orada adaletin olduğu anlamına gelmez. Bu meseleye böyle bakıyoruz. Mahkemeye de siyaset girerse adalet kalmaz. Tıpkı, ibadethaneye siyaset girerse ibadet kalmayacağı gibi. Olayın hikayesini artık anlatmaya gerek yok. Beraat verilen bir davada, yeni hiçbir delil yokken, karşı oy yazan hâkimin söyledikleri gibi dinlemeler hukuksuz ve dosyada hiç delil yokken ağırlaştırılmış müebbet verilmesi hadisesi bana şunu hatırlattı: Biz Ergenekon ve Balyoz davalarını, FETÖ projesi olarak bilir idik. Ama görüyorum ki aynı projeksiyon AK Parti tarafından mükemmel bir şekilde uygulanabiliyor. Ama unutulmaması gereken bir şey var. Ergenekon ve Balyoz kumpas davalarında Türkiye’nin genelkurmay başkanı da müebbet ceza almıştır. Bu davalarda müebbet hapis cezası alanlar şimdi dışarıda özgür, o cezayı verenler ya kaçak ya cezaevinde.

“GEZİ, ON MİLYONLARIN OLACAK ERDOĞAN, BUNU UNUTMA”

İstanbul 13’üncü Ağır Ceza’nın da böyle bir duruma düşmesini istemem. Herkes emin olsun, yargı eliyle muhalefeti sindirmek, diktatörlerin son numarasıdır ve faydasızdır. Biber gazları, plastik mermiler, coplar, tazyikli sular yetmedi beyefendiye, şimdi diyor ki ‘muhalefet yok.’ Gezi paranoyası Erdoğan’da tam gaz devam ediyor. Şunu herkesin ve kendisinin bilmesini isterim; 8 kişiyi cezaevinde tutarak milyonları susturamazsın. Gezi’de milyonlar vardı. Gezi milyonlarındır. Bu tablo şunu sağlayacak: Gezi milyonlarındı, Gezi on milyonların olacak Erdoğan, bunu unutma.

“NİCE BADİRELER ATLATAN DEMOKRASİMİZ TEHDİT ALTINDADIR”

Mahkeme kararlarının meşruiyeti, kamu vicdanındaki karşılığı kadardır. Bu ucube kararın kamu vicdanında bir karşılığı, doğruluk anlamında bir yoktur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan hakimlerin ödüllendirildiği bir yargı sisteminde etin değil tuzun koktuğu yerdeyiz. Böyle bir sistemden adalet de beklemiyoruz. Her şeye rağmen; Türkiye’de demokrasinin yanında olan, yargının üç ayağından biri olan Türkiye Barolar Birliği’ni demokrasimiz ve hukukumuz için de bir güvence olarak, bir umut kaynağı olarak gördüğümüzün de altını çizmek istiyorum. Yargının, siyasetin giyotinine dönüştüğü bugünlerde Türkiye Barolar Birliği’nin bağımsız ve özgür duruşu Türk demokrasisi adına hepimizi umutlandırması gereken bir tutum ve durumdur. Nice badireler atlatan demokrasimiz ağır tehdit ve tehlike altındadır. Yürütme organı marifeti ile Türkiye demokrasisi, çok ağır bir tehdit ve tehlike altındadır. Herkesi demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz ama herkesi. Gün namuslular için cesaret günüdür.”

“TALİMAT İLE ALINMIŞ MAHKEME KARARLARINA SAYGI DUYMUYORUZ”

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Gezi Parkı Davası’na ilişkin “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar” açıklamasının anımsatılması üzerine Altay, “Mahkemeler bağımsız ise Anayasa Mahkemesi de mahkeme. ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymam’ diyen Erdoğan’a önce bu çağrıyı yapsın. Sonra bize çağrı yapacak bir haddi ve yüzü var ise bize bir çağrı yapar. Erdoğan’ın bu kararla ilgili Bekir Bozdağ’a hemen şunu söyleyeyim, ‘Bir manevra ile beraat ettirmeye kalktılar’ sözünü ne zaman söyledi, 19 Şubat 2020’de. Sonra BAM (Bölge Adliye Mahkemesi), beraat kararını bozdu. Talimat ile alınmış mahkeme kararlarına saygı duymuyoruz. Bu kadar net, bu kadar açık” karşılığını verdi.

Sağkan ise aynı soruya, “Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı sadece söylemle değil, insanların sokakta yürürken kendilerini bir hukuki güvenlik içinde hissetmeleri ile söz konusu olabilir. Ayrıca; mahkeme kararları eleştirilemez değildir. Özellikle Gezi Davası’ndaki gibi içerisi başından sonuna soru işaretleri ile dolu olan bir yargılama süreci tabii ki en başta bir hukuk kurumu olarak Türkiye Barolar Birliği tarafından eleştirilebilir bir karardır” yanıtını verdi.

“EĞER BU KAFA İLE GİDECEKSE 50 MİLYONU İÇİNE ALACAK BİR HAPİSHANE YAPSIN”

Altay, Gezi Parkı Davası kararları sonrası başka soruşturma açılıp açılamayacağına ilişkin sorulan soruya; “Erdoğan’a bir tavsiyem var. Eğer bu kafa ile gidecekse 50 milyonu içine alacak bir hapishane yapsın kardeşim. Sorunun cevabı bu” dedi.